SOYTARI KRAL LEAR

123

”don’t be a fool..”

‘Hindistan’ın batısı, İngiltere’nin doğusu’ olarak tarif edilen toprakların Kralı Lear, ülkeyi üç kızı arasında paylaştırma ve yönetimden çekilme kararını hödükçe bir oyuna çevirir ve gene hödükçe kurguladığı oyunda bir soru sorar:

“Ülkenin en değerli bölgesine sahip olmak için söyleyin bakalım, hanginiz beni daha çok seviyor.”

Sevgisini abartısız saf bir kalple dile getiren küçük kızın kaybettiği, diğer iki kız kardeşin abartılı sevgi gösterileri sonucunda kazandıkları bu paylaşım oyununun ardından, Lear’in her şeyini kaybettiği, ortada kaldığı bir süreç yaşanır. Sonuçta, Lear, Soytarısı ile birlikte-hiçbir şeysiz- kendini bir dağ başında yaşam savaşı verirken bulur.

Oyunumuz, Shakespeare’in Kral Lear oyununun bu ‘dağ başında’ geçen sahnesinin Murat Karahüseyinoğlu dilinde beslenip büyütülmüş halidir; dense yeridir.

Saray ve sarayın nimetlerinden yoksun kalmanın getirdiği yokluk içinde birbirine düşen Lear ve Soytarısı; bolca güne/günümüze göndermeler içeren, yaklaşık 80 dakika süren komik ama bir yandan da trajik bu oyunun kahramanlarıdır..

Bu ağır, çatışma-dalaşma-sürtüşme-eleştiri-özeleştiri içeren oyun, ‘geç de olsa’ aklı başına gelen bir yaşlı olarak Lear’in, ‘geç kalınmış’ bir mücadelenin daha en başında hayata yenik düşmesiyle sonlanır..

Kral Öldü! Yaşasın yeni….!

Yazan: Shakespeare, William

Eviren-çeviren-yeniden yazan-yöneten: karahüseyinoğlu, murat

Sahne Tasarım ve Uygulamaı: Erhan Alabaş / MK

Afiş İllüstrasyon: İan Pollock

Oynayanlar: Hamit Demir, Engin Alpateş

Oyun Süresi: 80 dakika/tek perde

İLK OYUN: MODA SAHNESİ: ….

TEŞEKKÜRLER: Moda Sahnesi-Kemal Aydoğan, Değer Kumru, Pınar-Ali Asker, Bitiyatro, Tuğba..

BİLET AL

Img-20251013-Wa0025 Img-20251013-Wa0024

Img-20251013-Wa0026 Img-20251013-Wa0027

Img-20251109-Wa0008 Img-20251109-Wa0011 Img-20251109-Wa0009 Img-20251109-Wa0004

Whatsapp Görsel 2025-11-09 Saat 22.03.18_B3B8B4E4 Img-20251109-Wa0005 Img-20251109-Wa0007 Img-20251109-Wa0006

SOYTARI KRAL LEAR ........ Basında

“Soytarı Kral Lear”: Delilik, Bilgelik, Çöküş

Mustafa Kara 6 Kasım 2025 - https://sahneden.net/soytari-kral-lear-delilik-bilgelik-cokus/

Mustafa Kara 15 Kasım 2025 https://tiyatrodergisi.com.tr/soytari-kral-lear-delilik-bilgelik-cokus/

“Eskiden böyle değildi. Eskiden iktidarlar kanla değişirdi. Yeni gelen eski kralı öldürür başa geçerdi onu da bir sonra gelen öldürürdü “Kral öldü yaşasın yeni kral” denir, hep beraber ‘hurrrraa’ çekerdik, bu böyle sürüp giderdi. Ne güzel günlerdi!” (Soytarı)

Öteki Tiyatro’nun sahnelediği “Soytarı Kral Lear”, Shakespeare’in klasik trajedisini günümüzün sosyal ve politik bağlamıyla harmanlayarak, modern bir dille ve zaman zaman absürt bir üslupla yeniden yorumluyor. Murat Karahüseyinoğlu’nun uyarlayan ve yöneten kimliğiyle şekil verdiği oyuna, bütünüyle güncel ve eleştirel bir yaklaşım hakim. Hamit Demir ve Engin Alpateş’in sahnede olduğu oyunun sahne tasarımı Erhan Alabaş’a, ışık tasarımı Emrah Sürücü’ye ait.

Hikâye bilindik, Kral Lear’ın tahtını üç kızı arasında paylaştırma kararı vermiştir. “Beni kim daha çok sevdiğine ikna ederse, en büyük pay ona ait olacak” diyerek, sevgiyi ölçmeye kalkar. İki kızı abartılı, inandırıcılıktan uzak övgülerle babalarının gönlünü hoş ederken, Cordelia’nın dilinde gerçek ve samimi bir sevgi tarifi vardır: “Bir evlat babasını ne kadar severse ben de sizi o kadar sevdim. Ne daha fazla, ne daha az.”

Kral Lear’ı öfkelendiren bir tariftir bu: “O halde dürüstlüğün onun mirası olsun. Yıldızlar üzerine yemin ediyorum ki, bugün, burada bütün babalık vazifelerimden, seni bana bağlayan bütün akrabalık ve kan bağından sıyrılıyor ve seni şu andan itibaren bana ve kalbime yabancı sayıyorum” der hiç tereddüt etmeden. Krallığı diğer iki kızı arasında bölüştürür ve onlar da iktidarı ele alır almaz babalarını aşağılarlar, ülke felakete sürüklenir. Çöküş başlar.

LİYAKATSİZLİKTEN İKTİDAR HIRSINA

Murat Karahüseyinoğlu’nun uyarlamasının öne çıkan yanı, bu karar veriş sürecini ele alma biçimi. Bir dağ başında sefil durumda olan Kral Lear tüm yaşadıklarına rağmen kararının arkasında durmakta, soytarı ise “tahtı bırakma deliliği”nin getirdiği felaketlerden dem vurmaktadır. Liyakatten iktidar hırsına uzanan bir dizi güncel göndermeyi de içeren bu yorum, modern çağın iktidar devir teslimi tartışmalarına keskin bir gönderme yapar. Kral Lear’ın “adil ve hakkaniyetli” diye savunduğu iktidarı bırakma kararının ülkeyi nasıl bir çöküşe götürdüğünü soytarının ağzından dinlerken, iktidar ve adalet kavramlarını da bugünün bakış açılarıyla sorgularken buluruz kendimizi… Asalet ve ciddiyet maskesinden arınmış bir Kral Lear ile bilge rolünü üstlenmiş sivri dilli soytarı arasındaki çatışma, çıldırtıcı bir sorgulamanın kapısını aralar. Dile gelenler sadece iktidarın ve sarayın nimetlerinden mahrum kalmış olmanın ruh haliyle yapılmış eleştiriler değildir. Toplumsal yapıyı, iktidarı ve adaleti sorgulayan bir yolda ilerleyen diyalog, sadece kişisel bir kaybedişin değil toplumsal bir çöküşün izlerini sürer.

HALKIN, HALK İÇİN, HALK TARAFINDAN SOPALANMASI

Soytarı, eski ve güçlü iktidar anlayışının aksine, Lear’ın ‘kibar kibar’ iktidardan ayrılma çabasını eleştirir ve bu tartışma, halkın tutumu üzerinden derinleşir. Alaycı bir üslupla ve acımasızca Kral Lear’a yüklenen soytarı, kralın iç sesi ya da aklın sesi rolünü de üstlenir. Ülkenin ve halkın çıkarını savunma iddiasındadır ancak halkı ve halkın eylemini savunan bir yanı da yoktur aslında. Halkın eylemi de yoktur. Zaten konu da dönüp dolaşıp bu açmaza bağlanır.

Soytarının daha oyunun ilk anında dördüncü duvarı yıkıp halkı simgeleyen seyirciyi aktif hale getirme çabalarının arkasında da bu vurguyu sezeriz. Hikâyeyi seyirciye anlatırken de, olması gerekenleri halk adına savunurken de izleyici “dürten”, pasif konumdan aktif katılımcıya dönüştürmeyi zorlayan bir tavır görülür. Bu duyguyu güçlendirmek için güncel göndermelere de sıklıkla başvurulur. “Demokrasi öyle mi? Demokrasi dediğin şey: halkın, halk için, halk tarafından sopalanmasından başka bir şey değildir” diye dile gelen yaklaşım, halka pek de güvenmeyen bir otorite ihtiyacına çeker meseleyi. Bu tartışma liyakat gibi meselelerle çeşitlendirilir, güncelleştirilir: “Hah! Bir de götümüze ‘liyakat’ çıkardınız. Nedir? Ne değildir bilen yok ama herkesin dilinde!”

DAĞ BAŞINDA BİR HESAPLAŞMA ALANI

Sahne tasarımında karşı duvarı ve zemini kaplayan dev bir perde ve yavaşça hareket eden dolunay belirgin unsurlar olarak öne çıkıyor. Perde yeri geldiğinde bir gölge oyunu perdesine de dönüşüyor, hem Murat Karahüseyinoğlu, hem Hamit Demir’den ötürü hafızamıza işli Karagöz imgesi bize göz kırpıyor. Perde iki farklı dünyanın sınırlarını da çiziyor. Karahüseyinoğlu’nun seyirciyi oyunun içine almanın bir formülü olarak düşündüğü “sahneye izleyici alma” fikri bir kez daha sahnede. Oyunun başından soytarı tarafından sahneye getirilen ve kralın kızları ile damatlarını simgeleyen izleyiciler perdenin sınırlarının hemen dışında. Soytarı bizi sahnenin sınırları konusunda da, izleyicilerin rolü konusunda bilgilendiriyor zaten. Bu seyircilerin sahnede bir sözü, bir eylemi yok. Tıpkı hikâyede her gelişmeden etkilenen ama hiçbir konuda belirleyici olamayan halk gibi.

Kralın yerde önemsiz bir detay gibi duran tacı ile soytarının şapkası oyunun belirgin simgeleri. Biri iktidardan feragat etmeyi simgelerken, diğeri bilgelik ve hicvin sembolü oluyor. Sükûneti, ıssızlığı, fırtınayı gördüğümüz bu dağ başında doğanın eylemi oyunun akışına paralel. Sorgulama arttıkça doğa da çıldırıyor, kaotik bir fırtına kralın çıldırışına eşlik ediyor. Hamit Demir’in oyunculuğu kralın duygu değişimlerini bedeniyle ortaya koyarken, Engin Alpateş farklı karakterleri de oynadığı, oyun içinde oyunlarla hareketlendirdiği dinamik bir performans gösteriyor. Oyunun omurgasında yer alan seyirciyle etkileşimin yükü de çoğunlukla Alpateş’in omuzlarında.

KARAMSARLIK VE SOSYAL ADALET ÇAĞRISI İÇ İÇE

Oyundaki trajedi, çıldırarak aydınlanan Kral Lear’ın gerçekleri görür hale gelmesiyle belirginleşiyor. “Lime lime olmuş giysiler en küçük kusuru bile ortaya koyarken; kürklü cübbeler her ayıbı örtermiş” gibi toplumsal adaletsizliğe yönelik bilgece sözlerle kendini belirten bu aydınlanma, doğanın isyan ettiği bir fırtınayla paralel ilerliyor. Oyun delilik ile bilgelik arasındaki o ince çizgide ilerlerken, iktidarın yozlaştırıcı yönü, ailenin ihaneti, dürüstlüğün asla cezasız kalmaması, toplumsal çöküşün dinamikleri gibi tartışmalara ışık tutuyor.

Sonunda “her şeye geç kalan halktan bir halt olmayacağı” karamsarlığını seyircinin kucağına bırakılıp gidilse de, Kral Lear’ın ağzından bir sosyal adalet çağrısı da yapılıyor. Kendini bu duruma düşürdüğü için suçlu olsa da artık “mağdur ve davacı”dır Kral Lear: “Akıllanmak da, akıllıca davranmakta geç kalmış olabilirim ama diyorum ki, şehvete kanmışlara, başkalarını düşünmeden bollukta yüzenlere, vurdumduymaz kayıtsız hayatlarıyla, sizin düzeninizi hiçe sayanlara, hissettirin gücünüzü çabucak. Ortadan kalksın bu dengesizlik. Herkes ihtiyacı kadarına sahip olsun artık!

MUSTAFA KARA

”don’t be a fool… / aptal olma…”

Shakespeare’in unutulmaz eseri “Kral Lear”, Öteki Tiyatro elinde yeniden doğuyor, Murat Karahüseyinoğlu’nun “evirip, çevirip yeniden yazması” ve rejisiyle sahneye taşınıyor. Hamit Demir ve Engin Alpateş’in rol aldığı “Soytarı Kral Lear”, 6 Kasım’da Moda Sahnesi’nde prömiyer yapacak. Oyun, 16 Kasım’da ise Torium Sahne’de izleyiciyle buluşacak. Tiyatroevi organizasyonuyla izleyici ile buluşan oyunun sahne tasarım ve uygulaması Erhan Alabaş’a, ışık tasarımı Emrah Sürücü’ye ait. 80 dakika süren tek perdelik oyunun afiş tasarımı ise Ian Pollock tarafından yapılmış.

Öteki Tiyatro’nun sahneye taşıdığı oyunda, Lear ve soytarısı, saray ve sarayın nimetlerinden yoksun kalmanın getirdiği yokluk içinde birbirine düşmüştür. Günümüze bolca gönderme içeren trajikomik “Soytarı Kral Lear”in bir dağ başında geçen hikâyesi kısaca şöyle: “‘Hindistan’ın doğusu, İngiltere’nin batısı’ olarak tarif edilen toprakların Kralı Lear, ülkeyi üç kızı arasında paylaştırma ve yönetimden çekilme kararını hödükçe bir oyuna çevirir ve gene hödükçe kurguladığı oyunda bir soru sorar: Ülkenin en değerli bölgesine sahip olmak için söyleyin bakalım, hanginiz beni daha çok seviyor? Sevgisini abartısız saf bir kalple dile getiren küçük kızın kaybettiği, diğer iki kız kardeşin abartılı sevgi gösterileri sonucunda kazandıkları bu paylaşım oyununun ardından, Lear’in her şeyini kaybettiği, ortada kaldığı bir süreç yaşanır. Sonuçta, Lear, Soytarısı ile birlikte-hiçbir şeysiz- kendini bir dağ başında yaşam savaşı verirken bulur.”

https://sahneden.net/soytari-kral-lear-oteki-tiyatro-baska-turlu-bir-kralla-geliyor/

Öteki Tiyatro’nun Yeni Oyunu “Soytarı Kral Lear ”6 Kasım’da Moda Sahnesi’nde Prömiyer Yapıyor

Shakespeare’in unutulmaz eseri “Kral Lear”, Öteki Tiyatro elinde yeniden doğuyor, Murat Karahüseyinoğlu’nun “evirip, çevirip yeniden yazması” ve rejisiyle sahneye taşınıyor. Hamit Demir ve Engin Alpateş’in rol aldığı “Soytarı Kral Lear”, 6 Kasım’da Moda Sahnesi’nde prömiyer yapacak oyun, 16 Kasım’da ise Torium Sahne’de izleyiciyle buluşacak.

Tiyatroevi organizasyonuyla izleyiciyle buluşacak olan oyunun sahne tasarım ve uygulaması Erhan Alabaş’a, ışık tasarımı Emrah Sürücü’ye ait. 80 dakika süren tek perdelik oyunun afiş tasarımı ise Ian Pollock tarafından yapılmış.

Öteki Tiyatro’nun sahneye taşıdığı oyunda, Lear ve soytarısı, saray ve sarayın nimetlerinden yoksun kalmanın getirdiği yokluk içinde birbirine düşmüştür. Günümüze bolca gönderme içeren trajikomik “Soytarı Kral Lear”in bir dağ başında geçen hikâyesi kısaca şöyle: “‘Hindistan’ın doğusu, İngiltere’nin batısı’ olarak tarif edilen toprakların Kralı Lear, ülkeyi üç kızı arasında paylaştırma ve yönetimden çekilme kararını hödükçe bir oyuna çevirir ve gene hödükçe kurguladığı oyunda bir soru sorar: Ülkenin en değerli bölgesine sahip olmak için söyleyin bakalım, hanginiz beni daha çok seviyor? Sevgisini abartısız saf bir kalple dile getiren küçük kızın kaybettiği, diğer iki kız kardeşin abartılı sevgi gösterileri sonucunda kazandıkları bu paylaşım oyununun ardından, Lear’in her şeyini kaybettiği, ortada kaldığı bir süreç yaşanır. Sonuçta, Lear, Soytarısı ile birlikte-hiçbir şeysiz- kendini bir dağ başında yaşam savaşı verirken bulur.”

https://tiyatrodergisi.com.tr/oteki-tiyatronun-yeni-oyunu-soytari-kral-lear-6-kasimda-moda-sahnesinde-promiyer-yapiyor

SOYTARI KRAL LEAR - Öteki Tiyatro – Neriman Uysal – 7 kasım 2025

Yaşlanan Kral Lear, krallığını üç kızı Goneril, Regan ve Cordelia arasında bölüştürecektir. Paylaşımı yaparken kendisini en çok kimin sevdiğini sorar. Goneril ve Regan iltifatta sınır tanımaz , en küçük kız Cordelia ise samimi duygularla olması gerektiği kadar diye yanıt verir. Çok öfkelenen Lear adaletsiz bir kararla ülkeyi iki kızı arasında bölüştürür, Cordelia'yı sürgüne gönderir. Yaşlı kral tahttan çekilse de hala kendini kral gibi görmekte, bu durum kızlarını rahatsız etmektedir. Her iki kızı da Lear'ı evlerinden kovarlar.

Murat Karahüseyinoğlu tarafından uyarlanan oyun Lear'ın dağ başında soytarısıyla birlikte yaşananlarının sorgulanmasını yansıtan oyun içinde oyunla başlar. Ülkeyi kendi eliyle ikiye bölen, bütün sorumluluğu iki kızına bırakan Lear artık sızlanıp duran, bütün yetkileri elinden alınmış zavallı bir ihtiyardır. Kendince doğru bir iş yapmıştır, iktidar kanla değişmesin diye ülkeyi paylaştırmıştır ama soytarısının dediği gibi "demokrasi halkın halk tarafından sopalanmasıdır. " Lear yüzyıllarca tahta yapışıp kalmış kararlar gibi davranmayacaktır. Oyun Lear üzerinden yanlış işleyen demokrasiye, padişahlığa, koltuklarını bırakmayanlara eleştiri getirir. Kurguladığı oyunda ülkeyi üçe böleceğini söyler Lear Kızları arasında bir yarışma düzenler. Kim kendisini daha çok sevdiğine ikna ederse istediği yeri alacaktır. Oysa bu paylaşım adil değildir, çünkü ülkenin her yeri aynı koşullara sahip değildir. En değerli parçayı en layık olana verecektir ama bu nasıl adil biçimde sağlanacaktır. Lear kral dediğin adildir, adaletin temelidir derken soytarısı adaleti sağlamanın kriterlerini sayar. Adaleti tesis etmek için liyakat gereklidir. Liyakat ve demokrasi halkın dilinden düşmez. Ve yine eleştiri gelir bu bölümde. Tepeden inme göreve gelmeler, liyakatsız atamalar, önceden dağıtılan sınav soruları.

Lear en sevdiği, değer verdiği kızına. haksızlık etmiştir. Soytarı Lear'ın yaptıklarının yanlış olduğunu söyler. Kurguladığı oyunun etkisinde kalan Lear kriz geçirir. Kendine geldiğinde o da kabul eder hatasını akılsız kafam diyerek. "İnsan gençken öğrenir, yaşlandığında anlarmış. "

Lear için zaman geçmek bilmiyordur. Söyledikleriyle zaman sıçraması yaşanır adeta. 1600lü yıllar değil de günümüzü anlatır bir kahin gibi. " Açlık, ölüm, kıtlıklar, orduların dağılışı, soğuyan sevgiler, bozulan dostluklar, ayrılan kardeşler, ülkelerdeki ayrılıklar " Bu dünya daha da kötüdür ve koskoca bir zindandır. Bütün filozoflar içeridedir. Açlık, enflasyonla ülkeler perişandır. Lear akıllanmakta geç kalmıştır ama insanlar onun hatalarına düşmemelidir. Eşitsizlik, dengesizlik bitmeli, herkes ihtiyacı kadarına sahip olmalıdır.

Murat Karahüseyinoğlu bu defa William Shakespeare'in " Kral Lear "ını bambaşka bir uyarlama ve yorumla sahneye taşımış.

Pınar Çekirge – tiyatronline – 7 kasım 2025

-Kendi düşen ağlar mı?-

Oyunun ışık tasarımını Emrah Sürücü, sahne tasarımını Erhan Alabaş üstlenmiş.Daha önce " 12 Öfkeli Adam "da başarılı yorumlarına tanıklık ettiğimiz Hamit Demir ve Engin Alpateş Lear ve Soytarı karakterlerine hayat vermişler.

Krallığının topraklarını iki kızı arasında paylaştıran Lear, kendini yaşadığı ihanetin, terk edilmişliğin katı gerçeğiyle, yanında atadan dededen Soytarısı, hiçbir şeysiz bir dağ başında buluverir. Şimdi geçmişiyle, kararlarıyla, hayatla hesaplaşma zamanıdır.

Tam da bu satırları yazarken, Prof.Dr.Nurhan Tekerek'in oyunla ilgili yorumunu gördüm:

" Kral Lear' bilindiği üzere, Shakespeare'in karmaşık oyunlarından biridir. Kral Lear ve kızları, Kent Kontu ve Lear'in sadık adamı Gloucester ve oğulları arasındaki ilişkileri riya ve iktidar bağlamında paralel iki eylem üzerinden inceleyen bir trajedidir.

Kendi elleriyle babalık ve otoriteyi çocuklarına sunan bu iki yönetici ve insan zaafları, tüm oyun kişilerinin ölümüne neden olur oyunun sonunda.

Murat Karahüseyinoğlu bu iki paralel olaydan Kral Lear ve kızları arasındaki ilişkiyi seçerek, iktidar ve zaaf olgusunu güncel ve politik bakış açısıyla harmanlayarak yeniden tartışmaya açıyor, çılgına dönen Lear'in, doğanın da çılgına döndüğü bir gecede kendini kırlara vurması ve ona her daim eşlik eden Soytarı'nın bir kez daha geçmişi ve şimdiyi, Lear'e rağmen eleştiriye açması, oyun alanındaki seyirci, ancak edilgen-sadece seyreden konumunda tutulan seyirci ve salondaki seyirci önünde oynanıyor."

" Soytarı Kral Lear " rejisi, etkili oyunculuklarıyla izlenmesi gereken bir oyun.