HESAP LÜTFEN…………basında

 

ÖTEKİ TİYATRO’dan BİR OYUN

HESAP LÜTFEN

GÖLGE

interaktif TİYATRO DERGİSİ

20 Haziran 2008

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde ülkenin birinde zengin mi zengin olmayan, korkak mi korkak, halki bile olmayan zavalli bir kral yasarmis.

Ankara’da bulunan Öteki Tiyatronun oynadığı “Hesap Lütfen” adli oyunun bas kahramanı iste böyle bir kral. Oyunu -aynı zamanda yönetmeni- Murat KARAHÜSEYİNOĞLU yazmış, Gökhan BOLCAN, Berk TÜRK, Akdora AKALIN, Ertuğrul KILINÇKAYA, Ümit KOYUNCU, Kenan STALLO’ da oynuyor. Öteki Tiyatro 2001 yılından bu yana Jacgues MATTHIESSEN’den, Aziz NESIN’den Metin ÜSTÜNDAĞ’dan ve daha bir çok yazarın oyunlarının yanı sıra kendi yazdıklarını oynayan bir tiyatro.

Oyuna son anda gitmeye karar verdiğim için oyunu incelemeye fırsatım olmadı taksiden iner inmez salonda buldum kendimi.

Oyun: son savasinda kendisine ailesinden kalan koskoca bir krallığı halkıyla birlikte kaybetmiş bir kralın öyküsünü anlatıyor. Kralın bir tek soytarısı kalmış, kıtlık ve açlık ikisini de perişan etmiş.Kralin güzel giysilerinin yırtılmışlığından ve eskimişliğinden bir savaştan çıktığı belli oluyor ama soytarı bildiğimiz soytarılara hiç benzemiyordu, elindeki asası ve üzerindeki giysisi ile tam bir yunanlı filozofu andırıyordu. Soytarı krala göre çok daha mantıklı düşünüyor ve çok akıllı laflar ediyor.

Kral aklı dahil her şeyini kaybettiği halde hala kendini saltanat sahibi sanıyor. Kaybetmediği tek şey kibiri ve aç gözlülüğü. Kralı oynayan oyuncu; kralı fakir ve güçsüz göstermek için ilk başta fazla abartılı bir oyunculuk sergiliyor, halbuki ileri ki sahnelerde oyunla birlikte gelişen olaylardan kralın korkaklığını ve güçsüzlüğünü anlayacaktık. Kral tam açlıktan ve sefaletten ölmek üzereyken demir kanatlı kuşlar havadan yardım paketleri atarlar. İçleri kralın ve soytarının o güne dek hiç görmedikleri ve tanımlayamadıkları değişik ambalajlı yiyecekler, içeceklerle doludur. Soytarı bunların kendilerine ait olmadığı için yememeleri gerektiğini söyler ama Kral soytarıyı dinlemez tüm bunların komşu ülkenin kralının armağanı olduğunu, kabul etmesi gerektiğini söyleyerek tüketmeye başlar.

” ben kralım..ben zenginim..ülkenin sahibiyim ben..gördüğün ve görmediğin her şeyin..ben fakir değilim..ben böyle şeylere alışık değilim..olacak şey değil! Ülke bu kadar değişsin, dünya bu kadar değişsin ve biz farkına bile varmayalım. iyi de ne zaman oldu tüm bunlar? insanlar nerede? Insansız bir medeniyet mi kurdular? Mümkün mü bu?”

Kral ve soytarı arasında geçen diyaloglar da bize antik yunan oyunlarını anımsatıyor ama tamda böyle düşünmeye başlamışken oyun ilerledikçe günümüze uyarlanmış eski bir oyun olabilir diye düşünmeye başlıyoruz. Oyun, her aşamasında bize yeni açılımlar sunuyor, olayı tarihin bir döneminden alıp başka bir dönemine taşıyor. Oyunun sonlarına doğru ise, günümüz oyunu tüm bunlar diyoruz çünkü sahnede meyve suyu, coca cola ve konserve kutuları, cips ve çikolata ambalajları görüyoruz.

Gün gelir demir kanatlı kuşlar havada uçmaz olur, armağanlar gelmez olur, yine açlık baş göstermeye başlar. O sırada sürpriz bir gelişme olur; demir kanatlı kuşların içerisinde ziyaretçiler gelir. Kral tamda onları sevinçle karşılamaya hazırlanırken demir kuşun içinden önce elleri silahlı askerler iner, bizim kral “biz dostuz” diye bağırır ama ne çare… komşu ülkeden gelen ziyaretçiler bugüne kadar gönderdikleri hediyelerin bedellerini ödemelerini isterler.Işte tam bu noktada oyunda günümüze bir geçiş oluyor çünkü ilkel topluluğa modern bir ziyaret gerçekleşiyor, bu öyle bir geçiş ki gelen ziyaretçiler İngilizce konuşuyor, sanki ekranda CNN izliyoruz. İngilizce bilmeyen seyirciler artık oyundan tahmin etmişlerdir diyalogları.Komşu ülkenin ziyaretçileri Kralı ve halkını borçlarıyla baş başa bırakıp giderler. Kral ve halkı bunun adil olmadığını düşünürler, istemedikleri halde gönderilen şeylerin borç olamayacağını, buna hayır demenin gerektiğini, bu zorbalıkla savaşmak gerektiğini savunurlarken, o sırada yine demir kanatlı kuşun sesi duyulur ve bir armağan paketi daha atılır. Soytarı açmayalım diye bağırsa da Kral onu dinlemez, paketi açar bakar ki sevdiği geğirtici içeceklerden de vardır pakette. Durun der: bizde bunlardan bazılarını kullanalım ve diğerlerini de yan ülkeye armağan olarak gönderelim sonra onlara gidip ‘Hesap Lütfen’ diyelim….Emperyalizm işte böyle bulaşıcı bir şey, oyunda o kadar iyi anlatılmış ki, izlerken bir an kendimizi evimizde televizyonumuzun başında haber ya da belgesel izliyormuş gibi hissediyoruz. Antik Yunan oyunu mu acaba diye izlemeye başladığınız oyun, çağdaş AmerikaneEntrikasi olarak bitiyor. Gülelim mi ağlayalım mı karar veremediğimiz bir durum oluşuyor oyunun sonunda. Oyun insanlık tarihi boyunca, ilkelden moderne kadar emperyalizmin kılıktan kılığa girmiş hallerini dramatik bir biçimde ortaya koyuyor. Oyunda komedi içerisinde yer alan unsurlar var; soytarı ve güçsüz korkak bir kral… bu unsurları gördüğümüzde gülünecek şeyler de olacakmış gibi sanıyoruz ama oyun öyle kurgulanmış ki soytari bizi hiç güldürmüyor, korkak ve güçsüz kral unsuru da bizi hiç güldürmüyor, çünkü sömürünün ve savaşın hiç komik yanı yok ve komikler de kurban durumuna düştüklerinde kimseyi güldüremiyorlar çünkü savaşın sömürünün şakası yok, hangi çağda olursa olsun…

 

HESAP LÜTFEN

CEREN ŞAHİN

Gözü açık tiyatro severler için Ankara Maltepe’deki Öteki Tiyatro’nun “Hesap Lütfen” adlı her kafaya dank ettirebilen oyununu öneriyorum!

Sanat,gerçekleri haykırmaktır!

 

TOLGA YAVUZ

Beyinlerin sağ tarafı doluyken, sol tarafın bir açıdan ilkel kalmasını anlatan ‘Öteki Tiyatro’nun ‘Hesap Lütfen’ adlı müthiş oyununu tavsiye ediyorum! İnsansız bir medeniyetin kurulamayacağını söyleyip buna rağmen kurmaya çalışanları sizler de izlemelisiniz!

GERİ DÖN