ÇIKIŞYOKLAND C……. basında

 

ÇIKIŞYOKLAND CUMHURİYETİ

-düşündürürken üşüten, üşütürken düşündüren oyun-

BÜLENT AKYÜREK

Öteki Tiyatro; Murat Karahüseyinoğlu’nun büyük çabalarıyla ekonomik krizin kavurduğu günlerde, üstelik Ankara’da kuruldu. Büyük ve masraflı işler yapıyor. Ankara’da tiyatro, fuar, festival yapabilmek özel gayret ister. Çünkü AnkaralI, uzaktan kumandaya bile üç metre uzaktaysa o gün televizyon seyretmez! Buna bir de akşamın sekizini, eksi dokuz soğuğunu ve iki buçuk saatlik oyunu eklerseniz atmosferi biraz daha karartmış olursunuz; ama ben (bacakları protezli, yıllardır evden çıkamayan ve Ağustos’ta yorganla gezen adam) bile Metin Üstündağ’ın yıllar önce yazdığı Denemeyenler adlı kitabından bir oyun uyarlandığını duyunca “sanat sanat için değildir” diyerek gitmeyi görev bildim. Çünkü Üstündağ’ın Denemeyenler kitabının zamanında hakkı yenmiş bahtsız bir kitap olduğunu biliyordum.

Rahmetli Oğuz Atay yaşasaydı “Türkiye’nin Ruhu” adlı bir kitap yazmak istediğini duymuşsunuzdur. Bu işaret birçok sanatçının rüyasıydı. Bazıları denemekten utandı, deneyenlerin birçoğu da rezil rüsva oldu. Zira Oğuz Atay’ın arkasından gitmek için sokakları bilmek, insanlarımızı tanımak gerekir. Tabii kitch’e de bulaşmadan olmaz. Zaten öncü romanı “Tutunamayanlar” uzun süre anlaşılmamış, anlaşıldığında da çıtayı bir hayli yükselttiği için bazı yazarların moralini bozmuştu.

Hey gidi hey! Şartlar ağır, saha çamur, takım yenikken aniden yeşil sahaya gizli forvet edasıyla dalan Metin Üstündağ girip golünü atmıştı bile. Denemeyenler kitabını ilk gördüğümde bir romancı olarak çok heyecanlanmış ama bu kitabın ve yazarının da Oğuz Atayla aynı kadere ortak olacağını tahmin etmiştim.

Benim gibi buruk ve erken heyecan duyan birkaç insandan biri de Murat Karahüseyinoğlu’ydu. Çıkan kısmın özeti: Oğuz Atay Tutunamayanlar’ı yazıyor ve sonra ölüyor, met üst bayrağı teslim alarak Denemeyenler’i yazıyor. Murat, Ankara’da Öteki Tiyatro’yu kuruyor ve Denemeyenler kitabındaki yazı ve hikayelerden Çıkışyokland Cumhuriyeti ismiyle bir oyun sahneye koyuyor.

Eksi dokuz derece havada benim gibi adamı, üstelik dört duvar arasında mızmızlandırmadan, sigara içirmeden oturtabilmek zordur. Ben ki sinemada jenerik akarken bile uyur, tiyatroda ışıklar sönünce kaçarım. Peki neydi bir arada tutan hepimizi?

Metin Üstündağ’ı Gırgır dergisinden beri bilir ama en çok kitaplarıyla ilgilenirdim. Şimdi Türk dergiciliği ve mizahına getirdiklerinden bahsetmek istemiyorum. Üstündağ yirmi beş, otuz yıldır aforizmik duygulanım bozukluklarıyla toplumun nabzını tutuyor. Başbakana karşı Penguen avukatlığı yapıyor! Yazdıkları, çizdikleriyle ki bir karikatüristtir bilirsiniz, bu toprağın diliyle yine bu toprağın insanına sesleniyor. Onu yıllar önce bir dergide ziyaret ederek ilk kez karşısına çıktığımda, bir masanın üzerinde sadece bir kafa olarak olarak görmüştüm. Bir masa ve bir kafa. Masada neler yoktu k! Yetmiş milyon nüfuslu Türkiye’den yükselen büyük gürültünün, seçici, toplayıcı filtresi olan kafasına bakmaktan, oraya niye gittiğimi unutmuştum. Hayatımın birkaç idolü olmuştur. Her idolden bana güzel imgeler kalmıştır. Bu kadar şiiri, mizah kitabını, nesiri, projeyi biriktirdiği kafasını gördüğüm gün kendi kafamla hep başım belaya girdi!

Metin Üstündağ bu ülkenin her jenerasyonunu,her jargonunu,değerlerini,üretim ve tüketim biçimlerini,siyasi saçmalıklarını,kitch’ini,tiplerini ve sokağın dilini ömrünün karşılığında biriktirdi.En az üç kez,Türkiye mizahının kırılma noktası oldu.Her dönemde okyanusun en karanlık bölgelerinden ışık ve umutla çıkmasını becerdi.

Oyun, Fransız Konsolosluğu önünde Selim’in oturduğu bankta geçer. İki nöbetçi kulübesi ve büyük ferforje kapı oyunun dekorudur. Selim yalnız yaşayan biridir. Bunalımdadır. Acısını ironik bir şekilde dile getirirken, toplumsal eleştirinin yanı sıra kendisini ve çevresini de eleştirmeyi de iş edinir. Sürekli çalan telefonu açmamak için çatıya çıkan Selim, çatıdan düşer ve bir rüya görürüz. Oyun bu rüyayı anlatır. Bozmak, çıkmak, yıkmak, muhalefet etmek, hepsi bu oyunda. Türkçe, nadiren aynı anda bu kadar coşkulu, bu kadar öfkeli, bu kadar kederli ve bu kadar da neşeli olmuştur.

Modern zamanlardaki kentli yalnızlığını ara sıra çalan sapık telefonlarından anlıyoruz.Bir yazar olarak varlık ve uyum problemleri içinde sürmeneja ve hayatın rutininde tekrarın cinnetine düşer.Oysa hayat tüm sertliklerine rağmen küçük insanları içine alarak akıp gitmektedir.Dış dünyanın otuz yıllık klişeleri,medya ve sistem tahribatı onu ağır yaralayarak delirtir,yargılar ve boğar…

Baştan başa canlı fasıl müzik ile örülen oyunda kadınlar ve erkekler korosu bir konser izlenimi verirken,dekor değişmeden fır fır dönen sahneler sinema filmini andırıyor.Küçük ama çok sayıda aforizmik patlamalar oyunu stand up ‘a yaklaştırıyor.

Karahüseyinoğlu zamanında birkaç izlenme rekoru kırmış televizyon dizisinin yönetmeni ve yapımcısıydı. Televizyonun önemini bildiği kadar, tiyatroyu televizyona ezdirmemek için verdiği mücadeleyi de hayranlıkla karşıladım. Televizyonun evlere girmesiyle gözyaşı döken sinema sektörünün miskinliğinin aksine, ekranı yadsımadan perdeye aktarmanın gayretlerini sarf etti hep. Televizyondan kazandığını bir Don Kişot gibi tiyatroya harcadı, Oğuz Atay’ı yad etti ve nihayet çok sevdiği Metin Üstündağ ile ortak bir çalışmaya da imza attı.Tiyatronun televizyonla, metnin stand up ile bittiğini ilan edenlere en güzel cevabı verdi; Çıkışyokland Cumhuriyeti. Bütün oyuncuların hatasız ve hatta coşkuyla çok eğlenerek rollerini benimsemeleriyse zaten başka bir övgüyü hak ediyor. Ve oyun sonunda bu kederli ve çok neşeli oyun karşısında alabora olan seyirci, şükranını dakikalarca ayakta alkışlayarak belli ediyor..

Her cumartesi saat 20.00’de Ankara Öteki Tiyatro’da sergilenen Çıkışyokland Cumhuriyeti, 27 Mayıs Cuma 20.30 ve 28 Mayıs Cumartesi 20.30’da Oyun Atölyesi’nde İstanbullu tiyatro severlerle buluşacak.

-HAYVAN DERGİSİ-mayıs-2005

Çıkışyokland Cumhuriyeti / Ayşegül Yüksel

1970’li yıllarda tiyatro salonuyken daha sonra depo ve ‘pavyon’ olarak kullanılan Maltepe’deki bir eski uzamı yeniden tiyatro salonuna dönüştürmekte direnen Murat Karahüseyinoğlu’nun ne zorlu bir yapı/onarım işine girdiğini, sonunda eski kimliğine kavuşan uzamam Öteki Tiyatro adı verildiğini ve bir yıl boyunca çocuk tiyatrosu’nu da içeren çeşitli kültür sanat etkinliklerine ve konuk topluluklara ev sahipliği ettiğini daha önca uzun uzadıya anlatmıştık.

Gelgelelim, Ankara Maltepe semtindeki, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No.ll4/C adresli, Ankaray Maltepe durağı’nın yanı başındaki bu -Ankara’nın 3.Özel tiyatrosu olma niteliği taşıyan- ve kentin merkezinde bulunan uzama başkentlilerin ayağı bir türlü alışamadı.Buna da kimse şaşırmadı.Çünkü başkent tiyatro seyircisinin, Ankara Devlet Tiyatrosu’nun oyunları arasında “dişe uygun” olanlar dışında bir “tiyatro arayışı” içinde olmadığı, İstanbul’dan gelen topluluklara da eskisi denli ilgi göstermeyişinden belliydi. Herkes durmadan bir yerlere koşuşturmakla yiyip bitiriyordu yaşamını.Nereye, ne için koşuşturduğunu, alacağı sonucun bunca koşuşturmaya değip değmeyeceğini düşünmeye zaman bulamadan…

İşte tam da bu sıralarda Öteki Tiyatro, ilk yapımı “Çıkışyokland Cumhuriyeti” ile geldi gündeme (“Gündeme geldi” sözü “laf gelişi” oldu biraz, çünkü böyle bir oyunun sahnelendiğinden çoğunluğun haberi olmadığı gibi, duyanlar da, özellikle basın mensupları-olayla ilgilenmedi) Öteki Tiyatro, oyununu Devlet Tiyatroları biletleriyle “aynı” olan bir ücret karşılığında sunuyordu.

Denemevenler’den Sahneve

Oyun, Taksim’de Fransız Konsolosluğu önünde, bir bankta oturarak ve gelen geçene bakarak kendisi hiçbir şey yapmadan, 35 yıllık yaşamı -ülkesinde yaşananlarla eşgüdümlü olarak-“bir film şeridinden akarcasına” gözlerinin önünden geçen Selim’in duyarlığının derinliklerinde yapılan bir gezintiyi canlandırıyor. Hepimiz adına yapılmış bir gezinti bu. Murat Karahüseyinoğlu, karikatür çizeri -yazar Metin Üstündağ’ın “Denemeyenler” başlıklı kitabından yola çıkarak yaptığı uyarlamayı, tiyatro okumuş, tiyatro yapmayı -para kazandırmasa da- hedef bellemiş onlarca yetenekli/özverili sanatçının katılımıyla sahnelemiş. Canlı müzik ve koro şarkıları eşliğinde sunulan bu kalabalık kadrolu oyun tiyatro dönemi içinde her cumartesi gecesi sergilendi. Seyircisi az da olsa sunumlar sürdüve”Çıkışyokland Cumhuriyeti” ilk turnesini geçen hafta İstanbul’da Oyun Atölyesi’nin sahnesinde yaptı.

Karikatür çizerlerinin sahne sanatlarımıza katkıları yeni değil. Cem Yılmaz’ın “stand up” düzleminde endüstrileştirdiği gösterilerinin “popülist” yanı “kahvehane gırgırı”na yaslanmaksa, “erdem”, “bildik”/”tanıdık”olana “karikatürcü” zekasının sağladığı “uzak bakış açısı”yla bakılabilmiş olmasındadır. Öte yandan Behiç Ak, yazdığı tiyatro oyunlarında oluşturduğu “kara gülmece” dokusuyla hem karikatürlerinden fırlamış duygusunu veren sahne karakterlerini kendilerine özgü devinimleri içinde oyunculuk boyutuna da taşıyarak, sanatçılara “rol”e yeni bir gözle bakma olanağı tanımıştır.

Üstündağ’ın söylemindeyse bir yanıyla “kara gülmece”ye dayanıyorsa bir yanıyla da Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ında, Vüs’at O.Bener’in öykü ve romanlarıyla “İpin Ucu” oyununda, Memet Baydur’un kimi sahne yapıtlarında görülen Türk aydın duyarlılığının ürünü, çok özel “palyaço” konumunun yansıttığı “yabancılaşmışlık”olgusundan besleniyor.Metin Üstündağ bir dil ustası.”Aforizma” niteliğindeki deyişlerinin zenginliği şaşırtıcı…

Yapımın başarısı ve sorunları

Gelelim yapımcı-yönetmen-uyarlamacı Karahüseyinoğlu’nun kotardığı oyuna. Öncelikle başarılı sahne,giysi,ışık,müzik (Ali Seçkiner Alıcı) tasarımı ve oyuncu kadrosu (Fatih Al, Özcan Yağcı, Onur Orkut, Burak Tamdoğan, Pınar Çakıcı, Şafak Ermiş, Pınar Ünsal, Pınar Güntürk, Fatih Pestil, Ufukcan Günaydın, Levent Yücel,Mustafa Kılıç, Nursel Yardibi, Seda Didem Erken, Aytekin Tezcan, Özgür Madeni) yoluyla tiyatroda yıllanmış sanatçıların ürünlerini aratmayacak düzeyde bir sahne olayı kotarmış.

Ancak, dekor hiç değişmediği için, yönetmen Karahüseyinoğlu değişen sahnelerin görselleştirilmesinde zorlanmış. Bu nedenle çoğunlukla pek de başarılı çözümler bulunamamış.

Temel sorunsa oyunun uyarlamasında. Karahüseyinoğlu, Metin Üstündağ’ın metnini değerlendirirken içerik zenginliğine biçim zenginliğinden daha çok ağırlık tanımış. Sanki yazara olan saygısı ve sevgisi, kendi tiyatroculuk birikimine baskın çıkmış. Sonuç olarak da, bir tiyatro olayının taşıyamayacağı kadar çok ‘söz’ malzemesi yüklenmiş oyuna.

Ama ‘söz’yeterince dramatize edilememiş. Tam tersine, ‘söz’ e reji yapmak gibi bir yol seçilmiş.(Oysa, seyirci sahnedeki görsel-işitsel öğeler bireşiminden alır tiyatro keyfini) Görsel anlatımın ikincil düzeye aktarılmasıyla da bütün yük oyunculara yüklenmiş. Dahası, duyarlılığın dışa yansımasını anlatan bu tür bir oyun metninin-seyircinin algılama mekanizmalarını zorlamamak için-en çok bir buçuk saat uzunluğunda tutulması gerekirken, oyuna iki buçuk saatlik malzeme yüklenmesi, sahnedeki akışın hantallaşmasına neden olduğu gibi ‘söz’ün içerdiği değeri de azaltmış.

Yine de farklı, duyarlı, çok emek verilmiş, saygıyla karşılanması gereken bir ürüne tanık olduğum için mutluyum. Karahüseyinoğlu, gelecek dönemde de süreceğini sandığım oyunun metnini-kısaltma amacıyla- yeniden gözden geçirip sahne geçişlerine ustaca kotarılmış bir görsellik katabilirse oyunun akışına, yinelemeye yaslanmayan, daha dinamik bir tartım kazandırırsa, Üstündağ’ın yapıtı sahnede tam verimle değerlendirilmiş ve Öteki Tiyatro’ya önemli bir ayrıcalık kazandırılmış olacak.

 Cumhuriyet Gazetesi

GERİ DÖN